Nizip Ziraat Odası Başkanlığı


Muz Yetiştiriciliği

Musaceae familyasından olan muz, esas olarak tropik bir iklim meyvesi olmasına karşın, bazı mikro-klimalarda sub-tropik iklim koşullarında da yetiştirilebilmektedir. Üretim alanı genellikle Ekvatorun 30o güney ve 30o kuzey enlem dereceleri arasına yayılmış olup anavatanı Güney Çin,
Hindistan ve Hindistan ile Avustralya arasında kalan adalardır (Mendilcioğlu ve Karaçalı,1980).

Dünya muz üretimi yaklaşık olarak 72 milyon ton olup 17 milyon ton ile Hindistan başı çekmektedir. Hindistan’ı 7 milyon ton ile Brezilya, 6 milyon ton ile Çin takip etmektedir. Türkiye ise 135.000 ton ile dünyadaki üretimin içinde yerini almaktadır (Anonim, 2005).

Üretilen ürünlerin büyük çoğunluğu yine bu ülkeler tarafından ihraç edilmektedir. Muz ülkemizde Anamur, Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve çevresinde, Toros Dağlarının koruduğu mikro klimalarda ve sınırlı alanlarda yetiştirilmektedir. Türkiye’de muz üretiminin yoğun olarak yapıldığı yerler bu ilçeler olmasına rağmen son yıllarda diğer tarımsal ürün desenlerine göre
karlılık arz ettiğinden dolayı Silifke, Erdemli, Mersin, Manavgat, Serik gibi yerlerde de örtü altında az da olsa üretim başlamıştır. Örtü altında daha uygun yetiştirme ortamları sağlandığı takdirde Adana, Hatay, Erdemli ve Antalya’nın değişik ilçelerinde ekonomik olarak yetiştirilmesi olağan gözükmektedir.

Türkiye’de muz üretimi ilk olarak 1935 yılında Mısır’dan Alanya’ya, oradan da Anamur’a getirilerek başlamıştır. Önceleri açıkta üretim yapılmış fakat yıllar itibariyle oluşan düşük sıcaklıklardan dolayı zararlanmalar gözlenmiş ve üst üste gelen bu soğuk zararları karşısında yetiştiriciler özellikle Anamur ve Bozyazı’da muzu açık alanlar yerine, plastik ve cam seralarda yetiştirmeye başlamışlardır (Gübbük, 1990).

Bu sıcaklık farkı üretimi olumsuz yönde etkilemiştir. Toplam üretimin yıllara göre dalgalanma göstermesi bundan kaynaklanmaktadır.

Son yıllarda hızlı bir şekilde örtüaltı yetiştiriciliğine geçiş yapılmış ve üretim ve kalitede önemli derecede artış sağlanmıştır. Son 10 yılın üretim istatistiklerine göre 1995 yılında 31.000 ton iken 2000 yılında 64.000 ton ve 2005 yılında ise 135.000 ton olmuştur. Bu üretim artışına paralel olarak karlı yatırımdan dolayı üretim alanı da genişlemektedir.

Türkiye’de muz yetiştirilebilen bölgeler, muz yetiştiriciliği için sınırda olduğundan dolayı karlı yatırımın yanında yetiştiricilik sorunlarını da beraberinde getirmektedir Bunlar; çeşit seçimi,gübreleme, sera tasarımı, sulama, zirai mücadele, toprak ve su kirliliği, hasat sonrası işlemler olarak sıralanabilir.
Çeşit Seçimi

Ülkemizde 1937 yılında Dwarf Cawendish muz klonuyla yetiştiriciliğe başlanmıştır ve aynı
klon halen yoğun olarak kullanılmaktadır. Yetiştiriciler bahçe tesisinde çoğunlukla aynı klondan dip sürgününden elde edilen fideler yada meristem kültürü yoluyla elde edilmiş fideleri kullanmaktadır.

Muz yetiştiriciliği yapılan bölgelerde muz verimini artırmak için bir çok üretici
dünyada yoğun olarak yetiştiriciliği yapılan çeşitlerle bahçe tesis etmeye başlamıştır.Bu
çeşitlerle ilgili olarak Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü tarafından Fransa’dan getirilen ve deneme amacıyla Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne verilerek Bozyazı ilçesinde yeni çeşitlerle adaptasyon denemesi yapılmış ve bu araştırmaya göre adaptasyon denemesi yapılan yerlerde örtüaltında Grand Nain ve Williams, açıkta ise Grand Nain, Willams ve Basrai muz klonlarının verim ve diğer kalite kriterleri açısından Dwarf Cavendish’e alternatif olabileceğini bildirilmiştir (Gübbük ve ark., 2003).

Ayrıca denenen tüm muz klonlarında, örtüaltı yetiştiriciliğinin açığa göre verim ve kalite
kriterleri açısından daha avantajlı olduğu belirlenmiş ve yetiştiricilere önerilmiştir. Fakat bütün bu muz klonları farklı agronomik özelliklere sahiptir. Örneğin Dwarf Cawendish panama hastalığına dayanıklı, Grand Nain orta boylu, Williams klonu verimli ve uzun boyludur. Bu ve buna benzer özellikler bahçe tesisinde, sera tasarımında, meyvelerin raf ömrü ve kalitesinde önem arz etmektedir. Diğer taraftan üretimin %90’ını oluşturan Dwarf Cavendish muz klonu ile kurulu bahçelerde aynı klona ait olmakla birlikte bazı bitkilerde zaman zaman hevenk ağırlığı ve diğer kalite kriterleri bakımından üstün özellikli bireyler ortaya çıkabilmektedir.

Verim ve bazı kalite kriterleri yönünden üstün özellik gösteren bu bireylerin seçilerek doku kültürü yöntemi ile çoğaltılarak çiftçilerin hizmetine sunulması gerekmektedir. Tüm bu çeşit seçimi ile ilgili kriterler göz önüne alınarak üretim yapılmaya devam edildiği sürece birim alandan yüksek verim almak ve kaliteli muz elde etmek mümkün olabilecektir.

Gübreleme

Muz, çok hızlı büyüyüp gelişen bir meyve türüdür. Bitki büyümesi ve salkım oluşturabilmesi
için fazla miktarda besin maddesine ihtiyaç duyar (Paydaş ve Gübbük, 1991). Bir muz
plantasyonunda, yılda hektardan 50 ton ürün alındığında yaklaşık olarak topraktan, 1500 kg K, 450 kg N, 60 kg P2O5, 215 kg Ca, 140 kg Mg, 12 kg Mn, 5 kg Fe, 1.5 kg Zn, 1.25 kg B, 0.5 kg Cu kaldırılmaktadır (Lahav veTurner, 1983). Kaldırılan bu besin elementleri hedeflenen ürün miktarı üzerinden hesaplama yapılarak toprağa geri verilmesi gerekmektedir.

Muz beslenmesi konusunda dünyada ve Türkiye’de birçok araştırma yapılmış olup bilimsel olarak yapılan gübrelenme önerilerinde bu araştırma sonuçları kullanılmaktadır. Diğer taraftan ülkemizde yapılan araştırmalar başlangıçta açık yetiştiricilik yapılan alanlarda ve düşük verimin olduğu yıllarda yapılması nedeniyle araştırmaların son yıllarda örtü altına geçiş, çeşit farklılığı, yüksek verim ve kalite potansiyeli dikkate alınarak düzenlenmesi ve eksik olan araştırmaların yapılması gerekmektedir.

Muz yetiştirilen bölgelerde halen çiftçilerin büyük çoğunluğu yaprak ve toprak
analizi yaptırmadan standart gübre uygulamaları ile gübreleme yapmaktadır. Bu ise doğru gübre, doğru miktar, uygun toprağa ve çeşide uygun gübre cinsini uygulamayı engellemekte ve bunların sonucu olarak verim ve kalitede kayıplara, maliyette yükselmeye neden olmaktadır.

Dolayısıyla bilimsel çalışmaların ve sonuçların üretime aktarılması mümkün olamamaktadır.
Bunların beraberinde uygulanan yanlış ve fazla gübre çevrenin ve toprağın kirlenmesine neden olmaktadır. Bunun için çiftçi kayıt defteri oluşturulmalı, her yıl düzenli olarak uygun zamanda yaprak ve toprak örneği alınarak bu konuda çalışan laboratuvar kuruluşlarına analiz yaptırılmalı, yapılan tavsiyelere uyularak gübrelemenin yapılması ve bu doğrultuda bitkiler gözlemlenerek oluşabilecek sorunlar teknik danışmanlar aracılığıyla çözülmelidir. Yapılacak bitki ve toprak analizleri düzenli olarak yaptırılmalı, tutulacak kayıtlar düzenli olarak saklanmalıdır.

Sera Tasarımı

Muz yetiştiriciliğinde açık yetiştiricilikten örtüaltı yetiştiriciliğine geçiş hızlı olmuştur. Bununla beraber sera tasarımı başlangıçta maliyete ve bilimsel verilere dayanmadan yapılmıştır. Oysa ki optimum gelişme için ortam sıcaklığı 28 oC, oransal nem %60-80 oranında olmalıdır (Robinson, 1996).

Geçmiş yıllarda baktığımızda, muz yetiştiriciliğinde eski sebze seraları ıslah edilerek kullanılıyordu. Günümüzde ise modern seralar kullanılmaya başlamıştır. Bu nedenle
geçmiş yıllarda verim ve kalite açısından istenilen hedefe ulaşılamamıştır. Günümüzde yapılan seralar yüksek boylu yapılmasına rağmen, zaman zaman konstrüksiyon hatalarından dolayı doğal afetlere daha hassas olmakta ve ayrıca seraların klimatizasyonu tekniğine uygun olarak yapılmamaktadır. Seraların yukarıda bahsedilen uygun sıcaklık ve nem ve bunların gece gündüz arasındaki farkı, vejetasyon periyodu, seraların yöneyi, bitki çeşidi (boy, kapladığı alan), hakim rüzgarlara mukavemeti, havalandırma etkinliği, ışınım geçirgenliği, kullanım kolaylığı ve otomasyona geçebilme kabiliyeti dikkate alınarak kurulması gerekmektedir.

Bunlara ek olarak sera işletme büyüklüklerinin arttırılması gerekmektedir. Tüm bunlar dikkate alındığında, hem üretim maliyetinde düşüşler hem de verim, kalite ve pazarlama etkinliğinde maksimum kazanç sağlanabilecektir.

Sulama

Açık yetiştiriciliğe çanak sulama ile başlanmış olup, örtü altına geçişle birlikte damla sulama ve beraberinde fertigasyon yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. Daha önceki araştırma sonuçlarına göre damla sulama sisteminin çanak sulama sistemine oranla %50 su tasarrufu sağladığı ve damla sulama sisteminin bazı meyve kalite kriterlerine daha olumlu etki yaptığı belirlenmiştir. Bugün muz yetiştirilen seralarda kullanılan sulama sisteminin tamamı damla sulamadır (Çevik ve ark., 1984).

Bitkilerin su ihtiyacı damla sulama ile birlikte sıcaklık düzenlemesi yapmak amacıyla kullanılan sera içi sisleme sistemi ile karşılanmaktadır. Hatta birçok serada sulama ve sisleme otomasyona bağlanmıştır. Bunların yanında sulama ile ilgili teknik detaylar tam olarak çözüme kavuşturulamamıştır. Özellikle kullanılan suyun yeterince uygun olmaması (tuz, pH), bitki su tüketiminin tam olarak hesaplanmadan uygulama yapılması, bir çok serada ortam nemini ve sıcaklık dengelemesi yapılırken aşırı su uygulamasının yapılması problem teşkil etmektedir.

Sulama konusunda diğer yetiştirme tekniklerine nazaran büyük bir aşama kaydedilmiş bulunmaktadır. Mevcut sorunların çözümü ise öncelikle kullanılan sulama suyunun pH, tuz,kireç ve diğer özelliklerinin uygun olması, sulamanın ve su miktarının bitki su tüketimi dikkate alınarak yapılması, fertigasyon uygulamasında besin solüsyonunun toprak özelliklerine göre ayarlanması ile mümkündür.

Hastalık ve Zararlılarla Mücadele

Dünyada belirlenen muz hastalık ve zararlıları çok çeşitli olmakla birlikte ülkemizde bu hastalık ve zararlılar çok az sayıda görülmektedir. Bunların başında zararlı olarak en yaygın olanı nematodlardır. Nematodların en aktif olduğu ortam ise nemli ortamlardır. Bunların yanında toprak yapısı da (hafif bünyeli kumlu topraklar, yüksek pH, toprak sıcaklığı) nematod faaliyetini arttırmaktadır. Bu nedenle tesis kurulmadan önce solarizasyon yapılması, belirlenen dozlarda nematod ilaçları kullanılmalı, eğer bahçe tesisinde yavru bitkiler kullanılacaksa nematottan ari fide temin edilmeli, belirli aralıklarla nematod analizi yaptırılması gerekmektedir.

Yaygın olarak görülen diğer zararlı ise kırmızı örümcektir. Büyük ölçüde kırmızı örümcek verim ve kaliteye etki etmektedir. Kırmızı örümcekler özellikle sera içerisindeki uygun sıcaklığa paralel olarak yoğun olarak bulunur. Bu nedenle, yaprakların zaman zaman kontrol edilerek yoğun görülen dönemlerde ilaçlama yapılması gerekmekte.

Toprak ve Su Kirliliği

Özellikle Anamur başta olmak üzere muz tarımı yapılan bölgelerde üretim alanı belirli bölgelere yığılmıştır. Bu alanlarda seralar birbirine çok yakın yapılmış ve toprak yüzeyi %80 oranında sera örtüsüyle kaplanmış durumdadır. Bunun sonucu olarak yağmur suyu toprakla temas etmemekte ve toprak su içeriği sera üreticilerinin kontrolü altındadır. Böylece çoğu üreticiler yüksek verim alabilmek için yaprak ve toprak analizine dayalı olmadan sulama ve gübreleme yapmakta ve bunun sonucu olarak ta toprağın yapısı bozulmakta, dolayısıyla toprak kirlenebilmektedir. Sulama için kullanılan sulama suyu kaynakları sulama kanalları ve sondajlardır. Yoğun sulama ve gübrelemeden dolayı drene olan sular bu kaynaklara ulaşmakta ve bu kaynakları kirletebilmektedir. Dönüşümlü olarak kirli su ile sulanan topraklarda tuz ve diğer ağır metallerin birikimi sonucu verim ve kalite olumsuz yönde etkilenmektedir.

Sorunların çözümüne bakıldığı zaman gübreleme ve sulamanın bilimsel verilere dayanarak yapılması, seraların drenajının kurallara uygun olarak yapılması, uygulanacak gübre miktarı ve çeşitlerinin içeriğinin bilinerek uygulanması gerekmektedir.

Derim ve Derim Sonrası

Muz derim sonrası fizyolojisi açısından ilginç bir meyvedir. Klimakterik bir meyve olması yeşil
meyve olarak hasat edilip sonradan olgunlaştırma işlemi ile sofralık kaliteye ulaşmasına olanak tanır. Derim sonrası açısından bilinmesi gereken bazı aşamalar ve bu aşamalarda dikkat edilmesi gereken noktalar aşağıda gösterilmiştir:

Derim Sonrası Kayıplar
Anamur muzunda derim ve derim sonrası yapılan uygulamalardaki yetersizlik veya yanlış
uygulamalardan dolayı muzlarda daha tüketiciye ulaşmadan hem miktar olarak hem de pazar değerini kaybettirecek kalite kayıpları meydana gelmektedir. Bu kayıplar yıllara ve
uygulamalara göre değişmekle birlikte %20 civarındadır. Yıllık ortaklama 150 bin ton üretim
düşünüldüğünde yaklaşık olarak 30 bin ton meyvenin çürüyüp atılması büyük bir ekonomik
kayıp olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa alınacak basit tedbirlerle bu büyük kayıplar
azaltılabilir. Kayıplar %10 azaldığında ülke genelinde 3000 ton muz çöpe gitmekten
kurtulacaktır ve dikkatli bir çalışma ile bu kayıplar yarı yarıya azaltılabilir.

Raf ÖmrüTüm meyve ve sebzelerde ürünün dalından koptuktan sonra son tüketiciye kadar geçen zaman raf ömrü olarak tanımlanır. Raf ömrünü uzatmak için yapılan işlemler aslında hasat sonrası kayıpların azaltılması anlamına da gelmektedir. Derim sonrası kayıpların azaltılması ve raf ömrünün uzatılması için yapılması gerekenler başlıca üç aşamada kontrol altına alınmalıdır. Bu aşamalar; derim öncesi, derim ve derim sonrasıdır.

1- Derim Öncesi: Derim öncesi meyve ağaca bağlı iken meyvenin düzenli gelişimini etkileyen her şey derim sonrası raf ömrünü de etkiler. Çeşit, toprak,bitki besleme sera teknolojisi, sulama, ve iklimlendirme koşulları bu etkenlerin başında gelmektedir
Derim öncesinde iyi bir azot/potasyum dengesi ile beslenememişse muhtemelen meyvelerde kalite sorunları ortaya çıkacaktır. Kaliteyi oluşturan tüm kriterler bitki besin maddesi dengesizliğinden direkt olarak etkilenirler.Örneğin potasyum muz verimi etkileyen en önemli bitki besin maddelerden birisi olması ile birlikte dokuların sıklaşmasına ve renklenmeyi artırıcı etkisi olduğu gibi eksikliğinde hemen kalite kayıpları ortaya çıkmaktadır.
Azot ise vegetatif organların gelişimini etkilediği gibi klorofilin ve bütün dokuların yapıtaşını
oluşturur. Eksikliği direk olarak fotosentezi, hücre yenilenmesini, protein sentezini yavaşlatır.

Bununla birlikte fazlalığında vegetatif aksam gelişirken potasyum aleyhine bir denge oluşur ki generatif organlar olan meyvelerde bu durum hücre duvarları sıklaşmadan irileşen muhafazaya dayanıksız meyveler olarak meydana çıkar

Hücre duvarlarının önemli bir bileşeni de kalsiyumdur ve hücrelerin dayanıklılığını artıran bir
mineraldir. Sulama dengesizliği olduğunda veya aşırı su kaybına neden olan düşük sera nemi dikkate alınmadığında meyve kabuğunda su ve kalsiyum dengesizliği meyvelerin kabuk
elastikliğini kaybetmesine ve kabuk çatlamalarına neden olur. Çatlama ile ilgili olarak
bilinmesi gereken önemli prensip şudur; “kabuk elastikliğini kaybettiren her şey çatlamayı
artıracaktır”. Sulamanın düzensizliği, kuru havalardan hemen sonra aşırı sulama, kalsiyum
dengesizliği, düşük sera nemi, aşırı havalandırma, düşük sera içi CO2 miktarları (yetersiz havalandırma), direk güneş ışığına maruz kalma, yüksek sera sıcaklıkları, düşük sera sıcaklıkları kabuk elastikliğini bozan etkenlerdendir.

Fark edilmesi gereken bir noktada şudur; bir etkenin fazlalığı zarar verdiği gibi eksikliğidezararlıdır. Üreticilerin muzun üretim-tüketim zincirinde bulundukları kısımla ilgili maksimum minimumları bilmeleri gerekir. Bunun için termometre ve higrometreler sera, paketleme evi,taşıma aracı ve market raflarında aslında en basit, en ucuz kontrol aletleridir ve her aşamada muhakkak bulundurulması gerekir. Raf ömrünü etkileyen 2. önemli aşama ise derimdir .

2- Derim:

Derim aşamasında dikkat edilmesi gereken noktalar vardır ve bunlardan bazı önemli
noktalar burada anlatılacaktır. Derim aşaması ile ilgili bilinmesi gereken önemli prensip “bir
yumurtayı kırabilecek bir küçük darbe meyveye de zarar verir ve onu satılamaz duruma
getirir”. Bu nedenle derim ve paketleme evine taşıma arasında itina göstermek gerekir.

Muz meyvelerinin bu şekilde zarar görmemesi için derim sırasında ve daha sonra taşırken kesinlikle meyveler üst üste yığılmamalıdır. Bunun yerine salkımlar tellere asılarak taşınmalı veya alt kısmı polietilen yastıklarla desteklenmiş kasalar kullanmalıdır. Taşıma esnasında römorkun lastiklerinin havasını bir miktar indirmek zıplamaları önleyeceği için faydalı olacaktır. Derimin yapıldığı zaman önemlidir. Meyvelerin raf ömrünün uzun olması için meyve içi sıcaklıkların düşük olduğu sabah erken saatleri derim için tercih edilmelidir.

Yüksek sıcaklıklar meyvelerin su kaybetmesine metabolizmanın hızlanmasına ve raf ömrünün azalmasına önayak olur. Bu nedenle sıcak saatlerde de derim yapılmamalıdır. Meyveler ¾ köşelilikte derilmeldir.

Geç derim ise meyvelerin raf ömrünü kısaltmaktadır Derim zamanında ölçü “maksimum verimin alınacağı bir zamana kadar geciktirme ile pazarda tüketileceği ana kadarkalitenin korunacağı bir sağlamlıkta kalmasını sağlayacak bir aşamada derimdir. Derimiçin olgunluk aşaması pazar talebi olarak tüketileceği zamanın uzun veya kısa olmasına bağlıdır.

3- Derim Sonrası:

Bu aşama meyveler dalından koptuktan sonra başlar ve tüketilene kadar
devam eder. Burada bilinmesi gereken en önemli nokta meyvelerin dalından koptuktan sonra ana bitki ile irtibatı kesilmiştir ve içeriklerinde ne varsa yavaş yavaş tükenmektedir. Derim sonrası alınacak tedbirler bu tükenmeyi durdurmaya yönelik değil, yavaşlatmaya yöneliktir.

Metabolizmayı yavaşlatmanın en önemli şartı ise solunumu oranını düşürmektir. Muz meyvesi derim yapıldığında tüketime hazır değildir ve olgunlaştırılmaya ihtiyacı vardır. Ancak düzensiz bir olgunlaşma istenmeyeceği gibi olgunlaşmanın tam kontrolüde gereklidir. Bu nedenle olgunlaştırılana ve olgunlaştırdıktan sonra tüketilene kadar metabolizmanın muz meyvesinin yaşayabileceği en minimum seviyelerde tutulması gerekir. Metabolizmayı yavaşlatan en önemli etken ise soğuk havadır ve meyveler üşüme zararının gerçekleştiği derecenin üzerindeki minimum sıcaklıklarda tutulmak zorundadır.

Muz derim ve son tüketici arasındaki işlemlere diğer meyvelerden daha hassastır. Muz
meyvesinin bu özel durumu derim yapıldıktan sonra bazı işlemlerden geçirilmesini
gerektirmektedir. Derim sonrası optimum sıcaklık ve nem ile soğuk zincirin muhafazası tüm
meyve ve sebzelerde en önemli muhafaza kriterleri olduğu gibi muz muhafazasında da
öyledir. Sıcaklık ve oransal nemi optimum düzeyde tuttuktan sonra muhafaza süresinin uzaması ve kalitenin korunması için ilave uygulamalar devreye girmektedir. Bu işlemlerde temel hedef raf ömrünü kalite ve miktar kayıpları olmaksızın uzatmaktır. Ülkemizde halen muz işleyen depo ve paketleme evlerinde genel olarak fungusit uygulaması dışında bir uygulama yapılmamaktadır.

Muz meyveside diğer meyvelerde olduğu gibi derim sonrasında solunum yapmakta ve etilen üretmektedir. Fungusit uygulamaları olgunlaşmanın temelini oluşturan bu iki
fizyolojik olayı etkilememektedir. Fungusitler etki spektrumunda bulunan funguslara etkili
olmaktadır. Solunum ve olgunlukla etilen üretimi ve etkisinin önlenmesi için ilave uygulamalar yapılmalıdır.

Sonuç

Türkiye’de muz yetiştiriciliğinin birinci hedefi iç tüketimin karşılanabilmesi, dolayısıyla bu hedefin yakalanabilmesi için ise birim alandan yüksek verim ve kaliteli ürün elde edilmesi gerekmektedir. Mevcut üretim ile iç tüketimin ancak yarısı karşılanabilmektedir. Türkiye’nin üretim potansiyelinden yola çıkılarak hesaplama yapıldığında iç tüketimi karşılayabilmesi olağan gözükmektedir. Eğer sorunların çözüm önerileri doğrultusunda hareket edilerek üretim yapmaya ve üretim alanlarını genişletmeye devam edilirse bu talep karşılanabilecektir.

Sorunların çözümünde rehber mutlaka bilimsel çalışmalar olmalıdır. Bugüne kadar dünyada ve ülkemizde yapılan araştırmalar sahaya aktarılmalı ve eksik görülen konularda tüm tarımsal kuruluşlar birlikte hareket ederek bilimsel çalışmalar yapılmalıdır

Nizip Ziraat Odası Başkanlığı

Adres: Fatih Sultan Mehmet Mah. Karkamış Cad. No:13/B 27700 Nizip Gaziantep

Telefon: 0 342 517 12 37

Faks: 0 342 518 46 15